30- Semadaki meleklerin adları nedir?

Arşdaki meleklerin isimleri nelerdir?

AYET-İ KERiME
"Gök yarılmış ve o gün bitkin bir hâle gelmiştir. Melekler onun çevresindedir. Ve o gün Rabbinin Arş'ını, onların da üstünde sekiz tanesi yüklenir."
(Hâkka, 69/16, 17).


Hasan-ı Basrî, Hamele-i Arş meleklerinin sayısının sekiz mi, sekiz bin mi, sekiz saf mı veya sekiz bin saf mı olduğunu kesin olarak bilinmediğini ifade etmiştir.

Ancak Fahreddin Razî, bunları sekiz şahıs olarak anlamak, ayetin ifadesine daha uygun olduğunu söylemiştir. (bk. Râzî, XXX, 99-100).

Razî’nin bu konuda getirdiği deliller:

“Hamele-i Arş şu anda dörttür, kıyamet günü Allah onları bir dört melekle daha kuvvetlendirir, böylece sekiz olur." (Razî, a.g.e; Kurtubî, el-Cami'u fî-Ahkâmi'l-Kur'ân, XII, 266).

Şehr b. Havşeb’in bildirdiğine göre, bu sekiz melekden dördü; “Allah’ım! Seni hamd ile tespih ederiz. Kudretinden sonra affın için de sana hamd olsun.” diyerek, diğer dördü ise; “Allah’ım! Seni hamd ile tespih ederiz. İlminden sonra hilmin için de sana hamd olsun.” diyerek Allah’ı tespih ederler.(bk. Râzî, a.g.e.).

Bazı alimlere göre, şu anda Arş'ı taşıyan dört meleğe “Mukarrebûn” (Allah’a en yakın olanlar) denilmektedir. Arşın çevresinde bulunanlar da "Kerrûbiyyûn” adıyla anılmaktadır. (İbn Kesîr, VII, 120).
 

31- Dünya hayatında melekleri görmek, imtihan sırrına aykırı mı?

- Mucizeler, akla kapı açar, fakat iradeyi elinden almaz. Bu da imtihan sırrına uygundur. Çünkü, gösterilen mucizelerin benzerlerinin aklen ihtimal dahilinde olması, akla zorunlu inanma yolunu engeller. Örneğin, Hz. Musa (as)’ın harika asasına, Hz. Muhammed (sav)’in ayı ikiye ayırması mucizesine, inkârcılar sihir demişlerdir. Genellikle, gösterilen mucizelerin sihir veya başka gözbağcılıkla bir açıklaması olabilme ihtimali vardır. Hz. Musa (as)’ın diğer dokuz mucizesi (taştan suyun çıkması, çekirge afeti, evlerin kapılarına kanın bulaşması gibi) harikalar, normal birer tabiat olayı olarak değerlendirilme şansına sahiptir. Kavimlerin başına gelen musibetler türü uyarıcıların hepsi birer tabiat olayı olarak tesadüfe verilmiştir. Bugün de bu işler böyle görülüyor.

- Bir de mucizeler, belli bir zaman diliminde gerçekleştiği için, çok az kimse tarafından görülmüştür. Diğer insanlar ancak bunu duyarak öğrenmişlerdir. “Bir şeyi duymak, onu görmek gibi değildir.” kaidesi gereğince, bunların bu duyuşları -samimi müminler hariç- her zaman vesveselerle kesinliğini kaybetmeye mahkum olmuştur.

- Hadis rivayetlerinde, Hz. Abdullah b. Abbas, Hz, Cebrail’i Efendimiz (asm)'in yanında görmüş ve bunu öğrenince Efendimiz (asv) ona “Bir gün gözlerin ama olacak” demiş ve aynen öyle olmuştur. Ayrıca, Cibril hadisi olarak meşhur olmuş hadiste, sahabelerden bir cemaat, Hz. Peygamber (a.s.m)’ e gelip soru soran bir kimseyi görmüşler, sonra dışarı çıkıp kaybolunca, Efendimiz (asm) onun Cebrail (as) olduğunu bildirmiştir.

- Kur’an’da inkârcılara meleklerin gelmesi durumunda artık onlara göz açtırılmayacağına dair ayetlerde, hem inkârcıların alaycı bir tavırla, şımarıkça yaptıkları istekleri reddedilmekte, hem de bizzat vahiyle birlikte meleklerin gelmesinin imtihan sırrına aykırı olduğuna işaret edilmektedir.

- İlgili bir iki ayetin mealinden de bunu anlamak mümkündür:

AYET-İ KERiME
“Bir de: ‘Ona/Peygambere, bizim de görebileceğimiz bir melek gönderilmeli değil miydi?’ dediler. Eğer biz bir melek gönderseydik, elbette iş bitirilmiş olur, sonra kendilerine göz bile açtırılmazdı.”
(Enam, 6/8).

“Ahirette huzurumuza gelip bizimle karşılaşacaklarını düşünmeyenler; ‘Bize elçi olarak melekler gönderilmeli, yahut Rabbimizi görmeli değil miydik?’ dediler. Gerçekten onlar kendilerini büyük görüp azgınlıkta iyice haddi aştılar.”
(Furkan, 25/21).

“İnkârcılar, alay ederek; ‘Ey o kendisine kitap indirilmiş olan! Mutlaka sen bir delisin.’ dediler. ‘Ne diye bize o melekleri getirip göstermiyorsun?’ Biz o melekleri hikmet gereğince göndeririz. Ama o zaman da, kendilerine hiç mühlet verilmez, derhal işleri bitirilir, mahvolup giderler.”
(Hicr, 15/6-8).
 

32- Kâinatta, insanlardan başka yaşayan mahluklar var mı?

Soruyu "Bu kâinatta insanların yaşadığı başka gezegenler, başka küreler var mı?" şeklinde değerlendirelim. Aksi hâlde, bir milyonu aşkın hayvanlar alemi gösteriyor ki, bu kâinatta, hayat sadece insan hayatına münhasır değil. Öte yandan, başta Kur'an olmak üzere bütün semavi kitaplar, melekler ve cinler alemini haber verirler. Denizlerde balıkları, ormanlarda ceylanları, kanımızda al ve akyuvarları yaratan bir kudret, elbette yıldızlar alemini boş bırakmamıştır. O nurani alemlerin de kendilerine göre sakinleri vardır.

Başka kürelerde insan olup olmadığı konusuna gelince, bu konuda şu anda kesin bir bilgi yok, ancak ihtimalden de uzak değil.

AYET-İ KERiME
“Allah O'dur ki: yedi göğü ve yerden de onların mislini yaratmıştır. Onların aralarında emri cereyan eder..."
(Talak, 65/12)


ayetinin tefsirinde, ağırlıklı olarak, toprak tabakasından magmaya kadar yedi tabaka bulunduğu üzerinde durulmakla birlikte, yer küremiz gibi altı tane daha kürenin mevcut olabileceği ihtimaline de yer verilmiştir.
 

33- Meleklerin mahiyeti, çeşitleri ve meleklere imanın önemi hakkında bilgi verir misiniz? Melekleri neden göremiyoruz?

Meleklerin mahiyeti:

Melekler nurdan yaratılmış, muhtelif şekillere girebilir latiflik ve kabiliyette varlıklardır. Sırf hayır işlemeleri için varedilmişlerdir. (Tecrid Ter., IX, 19; Beyzavî, I, 134)

Melekler, Allah’a itaatkâr kullardır. Kendilerine ne emredilse yaparlar. Asla isyan etmez, verilen emrin dışına çıkmazlar. (el-Enbiyâ, 26-27) Her türlü günahtan uzaktırlar. Allah’a ihlas içinde kulluktan başka hiç bir fiilleri ve emirsiz herhangi bir işe müdahaleleri, hattâ izinsiz şefaatleri dahi yoktur. (Meyve Risalesi, 137)

Meleklerde nefis, gazab ve şehvet kuvveleri (duyguları) olmadığından, nefisleriyle mücadeleleri ve onun neticesi olarak da manevî terakki ve tedennileri (yükselmeleri ve alçalmaları) yoktur. Şeytanlar onlara musallat olamaz. Her birinin sabit bir makamı, değişmez bir rütbesi ve belli bir vazifesi vardır.

Meleklerin bizim gibi yemeleri, içmeleri, yatıp uyumaları, evlenip çoğalmaları da yoktur. Onlar için erkeklik-dişilik söz konusu değildir. Gökte, yerde, her tarafta bulunurlar. Kısa zamanda en uzak mesafeleri aşıp gitmeye, diledikleri şekil ve surette görünmeye güçleri yeter. Allah onlara bu kabiliyeti vermiştir.

Meleklerin hayır ve şerden birini seçmek vazifeleri olmadığı ve sadece hayır işlemeye kabiliyetleri olduğu için, insan gibi yaptıkları amellere karşılık ayrı bir mükâfatları yoktur. Belki bizzat işledikleri amellerden hususi bir zevk, yaptıkları ibadetlerden de derecelerine göre feyizler alırlar. (Sözler, 327) Yani mükâfatları, yaptıkları hizmetlerinin içindedir. İnsanın su, hava, ışık ve gıda ile beslenmesi ve lezzetlenmesi gibi, melekler de zikir, tesbih, hamd, ibadet, marifet ve muhabbetin nurlarıyla gıdalanırlar. (Sözler, 327; Tecrid Ter., IX, 19) Nurdan yaratılmış olmaları sebebiyle gıda olarak onlara nur yeterlidir. Hattâ nura yakın olan güzel kokular dahi onların bir nevi gıdalarıdır. Güzel ve temiz ruhlar, elbette güzel kokuları sever. (Sözler, 327. Nitekim Hz. Peygamber (S.A.V.), kendisine vahiy geldiği ve meleklerle her zaman görüştüğü için; soğan, sarımsak gibi kokusu pis olan ve meleklerin hoşuna gitmeyen bitkileri yemezdi, Güzel koku sürünmek, kendi ifadeleriyle, dünyada en çok sevdikleri üç şeyden biriydi.)

Meleklerin ibadetlerinin ve itaatlerinin bütünü farz ibadetler kabilinden olup gönüllü yapılan nafile ibadetleri yoktur. Halbuki nafile ibadet, insan için büyük bir fazilettir. Nitekim “Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşa yaklaşa muhabbetimi kazanır." (Hüseyin-i Cisrî, Risâle-i Hamidiye; 577) hadîs-i kudsîsi bu sırrı ifade etmektedir.

Melekler, Allah’ın yasak ettiği şeylerden sakınmanın sevabını da kazanamazlar. Çünkü şerre ve harama hiç meyilleri yoktur.

Melekleri Neden Göremiyoruz?

Melekler nurdan yaratılmış ruhanî varlıklar oldukları için, asıl görüntüleri ve gerçek mahiyetleri ile insan gözüne gözükmezler. Görme kabiliyetimiz, melekleri algılayabilecek şekilde yaratılmamıştır. Ancak Cenâb-ı Hak Peygamberlerine, melekleri görme kabiliyetini verdiğinden, onlar melekleri hakiki mahiyetleriyle görebilmişlerdir.

Melekleri göremememiz ve 5 duyumuzla hissedemeyişimiz, onların yok oldukları iddiasını gerektirmez. Duyu organlarının maddî âlemde kendi sahalarında dahi hissedemedikleri pek çok şey vardır. Kulağımız çok tiz ve çok pes sesleri işitmez. Bugün varlığı âletlerle tespit edilen ışık dalgalarının hepsini, hele röntgen ve ültraviyole ışınlarını gözle görebilseydik, dünyayı şimdikinden çok başka şekilde tanıyacaktık. Biz daha kendi âlemimizdeki tezahürlerin hakikatına vâkıf değilken, Cenâb-ı Hakk’ın sınırsız âlemlerindeki sonsuz hâdiselerin varlığını nasıl inkâr edebiliriz? Bu bakımdan akıl, meleklerin varlığına imkân vermektedir.

Demek ki bir şeyi gözle görmemek, o şeyin yok olduğunu göstermez. Gözle göremediğimiz pek çok şey var ki, o şeyin vücudunu aklımızla, ilim ve tecrübe ile, deneylerle kabul ediyoruz. İşte melekler de gözle göremediğimiz halde, varlığını kabul ettiğimiz objelerdendir.

Meleklerin varlığını, başta İslâm, bütün semavî (göksel) dinler haber vermiş; peygamberler onları hakiki hüviyetleriyle görüp kendilerinden vahiy almışlardır. Başta Kur’an, bütün kutsal kitaplar da meleklerin varlığından yeterince bahsetmişlerdir. Bütün bunlar, meleklerin varolduklarına gözle görmek gibi kesin bir delil teşkil ederler.

Bütün Hak dinlerin ve peygamberlerin varlığında görüş birliği ettiği, Peygamberimizin ve Kur’an’ın varlığını haber verdiği meleklere, gözümle göremiyorum diyerek inanmamak, büyük bir bilgisizlik ve inkârdır. Allah’a inanan bir kimse için, meleklere inanmamak söz konusu olamaz.

Meleklere imanın önemi nedir?

Meleklere iman, iman esasları içinde önemli bir yer işgal eder. Çünkü melekler, Allah’tan aldıkları ilâhî vahyi peygamberlere ulaştıran birer elçi durumundadırlar. Bu bakımdan vahye ve peygamberlere inanmak, önce onlara vahyi ve peygamberliği getiren meleklerin varlığına inanmayı gerektirmektedir. Meleklere inanmamak, aynı zamanda peygamberlere de inanmamayı netice verecektir.

Meleklere imanın Allah’a imandan hemen sonra zikredilmesinin sebebi de budur.

Meleklerin kısımları nelerdir kaç çeşit melek vardır?

Melekler başlıca 3 grupta toplanabilir

1. İlliyyûn-Mukarrebûn melekleri,
2. Müdebbirât melekleri,
3. İnsanla alâkalı melekler...

• Îlliyyûn-Mukarrebûn Melekleri:


Bunlar devamlı Cenâb-ı Hakk’ı anmakla, O’nu noksan sıfatlardan uzak olduğunu ilanla ve her türlü kemâl vasıflarıyla kudsamak ve nitelemekle meşguldürler. Allah’ın marifeti ve sevgisi içinde kendilerinden geçmiş haldedirler.

• Müdebbirât Melekleri:

Bunlar kâinatın idare ve düzenini, tabiatın nizam ve intizamını te’min eden İlâhî kanunları uygulamak ve takip etmekle vazifeli meleklerdir. Evrende Allah’ın irade ve kudretinin tecellilerine nezaretçi ve seyirci durumdadırlar. (Beyzavî, el-Bakara. 30.Müdebbirat meleklerinin Kur’ân-ı Kerîm’de zikredilen kısımları için bk:es-Saffat, 1-3; ez-Zariyât, 4; el-Mürselât, 3-5.)

• İnsanla İlgili Melekler:

Bu meleklerin başında Cebrail (A.S.) gelir. Vazifesi insanları hidayete sevkeden, dünya ve âhirette saâdete kavuşturan İlâhî vahyi peygamberlere ulaştırmaktır. Bu sebeble, ona Vahiy meleği de denir.

Ruhu’l-Kudüs, Ruhü’l-Emîn adları da verilmiştir.

İnsanla alâkalı meleklerin diğer bir görevi de, Allah’ın Peygamberlerine ve sâlih kullarına kuvvet vermek, sıkıntılı ve üzüntülü zamanlarında onları teselli etmek, maneviyatlarını yükseltmek, gerekirse fiilen yardım yapmaktır. Asr-ı Saadette cereyan eden Bedir, Uhud gibi harplerde meleklerin mü’minlere fiilen yardım ettiklerini Kur’an bize haber vermektedir. (el-Enfâl, 12; Al-i İmrân, 123-126)

İnsanla alâkalı meleklerin bir başka görevi de, insanlara iyi ve hayırlı şeyleri telkin etmek, böylece onların doğru yola girmelerini, ruhen yükselmelerini sağlamaktır.

Bu hususta Resûl-i Ekrem (S.A.V.)’den rivayet edilen şu hadis-i şerif manidardır:

“Her Müslüman, 160 müvekkel melek tarafından güvenceye alınmıştır. Onlar insanın güç yetiremediği şeyleri ondan uzaklaştırırlar. Hatta yalnız göze müvekkel 7 melek vardır. Sıcak günde bala hücum eden sinekleri kovaladıkları gibi, o melekler de göze hücum eden şeytanları kovar.

Eğer onları görebilseydiniz, dağlarda ve ovalarda nasıl hazır vaziyette beklediklerini ve hücum vaziyetinde olduklarını görürdünüz.

Eğer insan bir an için kendi başına terk edilseydi, şeytanlar onu kapma kaparlardı.” (İhya, III, 89; İbn-i Ebîd-Dünyâ, Mekaidü’ş-Şeytan; Taberanî, Mu’cemü’l-Kebîr.)

Bu kısma giren meleklerden bazılarının özel vazifeleri vardır:

• Hafaza Melekleri:

Her insanda hafaza adlı yazıcı iki melek vardır. Bunlar insanların iyi kötü her türlü hareketlerini, söz ve davranışlarını yazarlar. Kur’an’da bu meleklere Kirâmen Kâtibin (saygın yazıcılar) ismi verilir.

• Münker-Nekir Melekleri:

Öldükten sonra insanı kabirde sorguya çeken, “Rabbin kim, dinin ne, Peygamberin kim?” gibi soruları soran sorgu melekleridir.

• Azrail (A.S.):

İnsanların ruhlarını kabzetmek, bedenden çekip almak ile vazifelidir. Melekü’1-mevt, yani, ölüm meleği adı da verilir.

• Mikâil (A.S.):


Rızıkları sahiplerine ulaştırmak ve yağmur, rüzgâr gibi tabiat olaylarını Allah’ın iradesine göre düzenlemekle meşgul melektir,

• İsrafil (A.S.):

Sur adı verilen boruyu öttürüp kıyametin kopuş zamanını ilân ile vazifeli melektir. İsrafil (A.S.), kıyametin kopup kâinatın yıkılmasından ve bütün canlıların ölümünden sonra, Sur’a ikinci bir defa daha üfleyecek, bu üfleyişle insanlar dirilerek, kabirlerinden kalkacak, Mahşer meydanında toplanacaklardır.
 

34- Yahudilerin Cebrail'e düşman olmalarının sebebi nedir?

AYET-İ KERiME
"De ki: Kim Cebrâil’e düşman ise iyi bilsin ki, bu Kur’ân’ı daha önceki kitapları tasdik etmek, inananlar için bir rehber ve müjde olmak üzere, Allah’ın izniyle senin kalbine o indirmiştir. Kim Allah’a, meleklerine, resullerine, Cebrâile, Mikâil’e düşman ise, iyi bilsin ki Allah da kâfirlerin düşmanıdır."
(Bakara, 2/97-98)


Peygamber Efendimiz (asm) Medine’ye hicret buyurduklarında, Fedek Yahudilerinin bilginlerinden Abdullah ibn Sûriya, münazara için bir grupla geldi. Sorduğu dört müşkil soruya doğru cevaplar aldıktan sonra; vahiy getiren meleği sorup “Cebrâil” cevabını alınca “O bizim düşmanımızdır, o savaş ve şiddet getirir, bizim elçi meleğimiz Mikâil’dir ki o müjde, bereket, ucuzluk getirir. Eğer sana o gelseydi iman ederdik.” Bu uzun kıssa üzerine bu âyet nazil olmuştur. Hz. Ömer (ra)’le ilgili başka bir nüzul sebebi daha rivayet edilir.

Cebrail (as)'in Hz. Peygamber (asm)'e vahiy getirdiğini bildiren ve Medine Yahudilerinin bu melek hakkındaki yanlış kanaatlerine işaret eden yukarıdaki âyetlerin iniş sebebiyle ilgili olarak, müfessirlerin verdiği bilgilere göre Fedek Yahudilerinden bir grup Hz. Peygamber (asm)'e gelerek, dört konuda soruları olduğunu, bunlara doğru cevaplar verirse Müslüman olacaklarını ifade etmişlerdi. Üç sorunun cevabını bekledikleri gibi aldılar.

Dördüncü sorulan Hz. Peygamber (asm)'e vahiy getiren meleğin isminin ne olduğu idi. "Cebrail" cevabını alınca Yahudiler, "Cebrail bizim düşmanımızdır; çünkü o savaş, kıtlık ve kuraklık meleğidir. Eğer sana vahiy getiren melek Mîkâil olsaydı iman ederdik; çünkü Mîkâil rahmet, bolluk ve yağmur meleğidir." dediler. Diğer bir rivayete göre Hz. Ömer (ra) Yahudilere, Hz. Muhammed (asm)'i yalanlamak için böylesine çaba göstermelerinin sebebini sorduğunda, "Çünkü ona vahiy getiren Cebrail bizim düşmanımızdır." demişlerdi.

Bazı tefsirlerde, Yahudilerin, Bâbil Kralı Buhtunnasr'ın (Nebukadnezzar) Kudüs'ü işgal edip Yahudi krallığına son vermesi sırasında Cebrail'den yardım gördüğünü ileri sürerek, bu yüzden onu kendilerine düşman bildikleri de kaydedilmektedir.

İşte yukarıdaki iki âyette, Yahudilerin bu düşmanlıklarının yersiz ve haksız olduğuna işaret edilmektedir. Çünkü Cebrail (as), daha önceki kitapları ve bu arada Tevrat'ı doğrulayan, inananlar için bir rehber ve mutluluk vesilesi olmak gibi yüce değerler taşıyan Kur'an'ı Hz. Peygamber (asm)'e getiren, âyetteki ifadesiyle onun kalbine indiren bir melektir; bu görevini de Allah'ın izniyle yapmıştır; yani sadece Allah'ın kendisine verdiği bir görevi ifa etmiş, Allah ile peygamberleri arasında bir elçilik yapmıştır. Şu halde bundan dolayı ona düşmanlık duygusu beslemek, gerçekte onun getirdiği vahye ve vahyi gönderene karşı düşmanlıktır. Bu sebeple 98. âyette, Cebrail (as)'e düşman olmanın bir bakıma Allah'a, peygamberlere ve diğer meleklere, bu arada Yahudilerin çok sevdiklerini söyledikleri Mîkâil (as)'e düşman olmak anlamına geleceğine işaret edilmekte; bu yüzden Allah'ın da bu kâfirlerin düşmanı olduğu belirtilmektedir.(Diyanet Tefsiri, Kur’an Yolu: I, 88-90)
 

35- Meleklerde cüz'i irade var mıdır? Varsa, insanın cüz'i iradesinden farkı nedir?

Cüz-i irade meleklerde de var, ama insandakinden çok farklı. Cebrail (a.s.) kendisine verilen bir ilâhî emrin gereğini cüz-i iradesiyle yerine getirir. İlâhî bir emri başka meleklere yine iradesiyle tebliğ eder. Şu farkla ki, onda emrin zıddına hareket etme iradesi yoktur ve insan iradesinden bu yönüyle ayrılır.

Şu da var ki, melekler derecelerine göre bir anda çok yerlerde bulunabilir ve farklı nice işleri birlikte irade edebilirler. Yine de bu iradeleri mutlak değil sınırlıdır; ancak belli hudutlar arasında cevelan edebilirler. Bu faaliyetlerinde Allah'ın küllî iradesinin bir cilvesini sergilerler.

“Melâike gibi zîşuur olanların, yalnız cüz-i ihtiyarıyla cüzî, icatsız, kesb denilen bir nevi hizmet-i fıtriye ve amelî bir nevi ubudiyetten başka ellerinde yoktur.” (bk. Şualar, On Birinci Şua, On Birinci Mesele)
 

36- Âdetli olduğumuzda evimize melek girmez mi?

Hadiste kastedilen, "özürsüz cünüb duran" kimseler için söylenmiştir. Ali (r.a.), Rasûlullah (asm)'ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir:

"İçinde resim, köpek ve cünüp bulunan eve melekler girmez. " (Ebû Dâvud Libas,129; Nesâî, Tahare,167)

Hadisten de anlaşıldığına göre, guslü geciktirerek cünüp kalmaya devam etmek ve namaz vaktini geciktirmek tehlikelidir. Hadiste kastedilen cünüplük, namaz vaktini geçirmeye sebep olan cünüplüktür.

Rasûlullah (asm) cünüp olarak bazen uyur ve sabah namazı vakti girmeden uyanıp gusledermiş.

Gudayf ibnu'l-Haris şöyle anlatıyor:

"Hz. Âişe'ye: 'Rasulullah (s.a.v.) cenabetten gecenin başında mı yıkanırdı, sonunda mı?' diye sordum. Hz. Âişe (r.a.) şöyle cevapladı: 'Bazen başında, bazen de sonunda yıkanırdı.' Ben: 'Allahu ekber! Bu konuda genişlik veren Allah'a hamd olsun.' dedim." (Buhârî, Gusl 25, 27; Müslim, Hayz 21; Ebu Dâvud, Taharet 88, 90, Salât 343; Tirmizî, Taharet 87; Nesâî, Taharet 163, 164,165, Gusl 4, 5; Muvatta, Taharet 77)
 

37- Karin nedir ya da kimdir?

"Karin" kelimesi yakın arkadaş, kişiyle sürekli beraber olan kimsedir. Aşağıdaki ayetlerde bu mana söz konusudur:

AYET-İ KERiME
“Derken biri der ki: 'Sahi, benim de yakın bir arkadaşım vardı. Yanıma gelir, iğneli iğneli “Sen de mi?" derdi, bu masala inananlar arasında yer alıyorsun? Yani biz ölüp çürümüş kemik, toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilip hesap vereceğiz, buna da inanılır mı?' ”
(Saffat, 37/51-53)


Kur’an’da “Karin” kelimesi, melekler için olduğu gibi, şeytanlar için de kullanılmıştır. Aşağıdaki ayetlerde bu iki kullanımı da görmekteyiz.

AYET-İ KERiME
“Mallarını halka gösteriş için harcayıp Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen kimseleri de Allah elbette sevmez. Şeytan kimin arkadaşı olursa, artık o arkadaşların en kötüsüne düşmüş demektir.”
(Nisa, 4/38).

“Kim Rahman’ın hikmetlerle dolu ders olarak gönderdiği Kur’ân’ı göz ardı ederse, biz de ona bir şeytan sardırırız; artık o, ona arkadaş olur.”
(Zuhruf, 43/36)

“O gün herkes beraberinde bir muhafız, bir de şahit olduğu halde Yüce Divana gelir. Allah ona buyurur: 'Sen bundan gaflet içindeydin. İşte gözünün önünden perdeyi kaldırdık, şimdi artık gözün pek keskindir!'”

"Yanındaki arkadaşı (melek) 'İşte!' der, 'onun defteri! Her ne yapmışsa, burada yazılı!' Allah muhafızla şahide veya cehennem görevlisi iki meleğe: 'Atın! buyuracak, atın cehenneme, her nankör, inatçı kâfiri: hayra mani olan, haddi aşıp azan, şüpheye dalanı! Allah’ın yanı sıra başka bir tanrı benimseyeni! Atın onu o çetin azaba!' Yanındaki arkadaş (şeytan): 'Ya Rabbî,' der, 'onu ben saptırmadım, kendisi zaten haktan iyice uzak bir sapıklık içinde idi.'”

(Kaf, 50/21-27).


Şeytan olan "Karin", yakın arkadaşlık kurduğu kişiyi Allah’a isyan etmeye sevkeder ve inkârcılığa düşürmeye çalışır.

Melek olan "Karin" ise, insanların amellerini kontrol eden ve onları mahşere sevk eden müvekkel melektir. (bk. Taberî, Semarkandî, Razî, Beyzavî, İbn Aşur ilgili ayetlerin tefsiri)
 

38- Azrail, meleklerin ruhunu ve kendi ruhunu bizim yaşayacağamız kıyametten önce mi sonra mı kabzedecektir?

Konuyla ilgili bir ayet meali şöyledir:

AYET-İ KERiME
"Sûra üflenir; Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde kim varsa çarpılıp cansız yere düşer. Sonra ona bir daha üflenir: Bir de bakarsın bütün insanlar, kabirlerinden ayağa kalkmış, etrafa bakınıp duruyorlar!"
(Zümer, 39/68)


Bu âyette sûra iki kere üfleneceği bildirilmiştir. Neml suresi, 87. âyetinde bu ikisinden önce bir kere daha üfleneceğinden söz edilmiştir. Onun için Hz. Peygamber (a.s.m) sûra üç üfleme bildirmiştir:

1. Nefhatü’l-feza’ (dehşetli bir ses)

2. Nefhatu’s-sa’k (öldüren ses)

3. Nefhatu’l-kıyame (diriliş üflemesi).

İstisna edilenler: En büyük dört melektir. Bazı müfessirler ayrıca, Hamele-i Arş, yahut rıdvan melekleri, huriler, Malik (cehennem sorumlusu) ve Zebanileri de sayarlar.

Enes b. Mâlik ve Süddî'ye göre bu ayette istisna edilenler, Cebrail, Mikâil, İsrafil ve Azrail'dir. Allah Teala bütün yaratıkların ruhlarını aldıktan sonra geriye bu melekler kalır. Daha sonra bunların da canlarını alır, geriye sadece kendi zatı kalır. (Taberi Tefsiri)

Melekler de ruh sahibidir. Bu bakımdan her can sahibi gibi onlar da ölümü tadacaktır.

Azrail (as) canlı varlıkların ruhunu kabzetmekle görevlidir. Bütün insanların ve can sahiplerinin ruhlarını Allah'ın izniyle kabzettikten sonra, Allah'ın emriyle kendi ruhunu da kabzedecektir. En son kendi ruhunu kabzederken bir çığlık atar ki, narasının sadası gökleri geçip, yerlere gider.

Şu halde her can, ölümü tadacaktır. Azrail (as)'a ruhları kabzetme görevini tevdi etmiştir. Bu Allah'ın takdiridir.

(Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetname)
 

39- Azrail (as) tek başına binlerce (kıyamet günü bütün insanların) insanın canını nasıl alır?

Televizyondaki tek spikerin bir anda her evde hazır bulunması, haberlerin tamamını da her seyirciye ânında iletmesi hâdisesi; artık tek Azrâil’in, vefat ânı gelmiş her insanın evinde kolayca hazır bulunduğuna misâl teşkil etmiş olsa gerektir. İlim inkişaf ettikçe bu gibi meselelerin isbatı da kolaylaşacaktır.

Bir şehrin elektrik şebekesinde bekleyen tek memur, bir düğmeye basmasıyla yüz binlerce lâmbayı bir saniye içinde söndürebiliyor. Koskoca şehri bir anda karanlıklara gömebiliyor. Kaldı ki, bunlar hep maddî misâller. Bizim sözünü ettiğimiz şahıslar ise mânevî mevzuun şahıslarıdır. Yâni, durum daha da kolaylaşmaktadır.

Misâl âleminin bir ferdi olan Hazret-i Azrâil’in hakikî şahsı bir merkezde beklerken, temsilî şahısları, vefatı vâki olacakların yanında temessül edip, ruhlarını, kolayca kabzeder. Spikerin, Ankara’da bulunduğu halde televizyon olan her evde konuşup, sözlerini işittirmesi gibi.

Diyebiliyor muyuz, Ankara’daki bir adam bütün ülkeye tek başına nasıl görünebilecek, sesini, sözünü duyurabilecek?

İnsanın yaptığı nizamlarda mümkün olan şey, insana bu bilgi ve zekâyı ihsan eden Allah’ın nezdinde neden olmaz gibi görünsün?..
Kaldı ki Azrâil Aleyhisselâm’ın yardımcıları da vardır. Onları da tavzif ettiği kaydedilmektedir. O takdirde mesele büsbütün kolaylık arzetmektedir.

Ayrıca elektrik bir tane olduğu halde bir şehrin her yerinde aynı anda hem ampüllerde, hem fırınlarda hem buzdolaplarında bulunuyor ve iş yapıyor. Diğer taraftan yer çekimi kanunu da bir tane olduğu halde dünyanın her yerinde bir anda her şeyi çekiyor.

Elektrik ve yer çekimi kanunu gibi bir şey bir anda bu kadar işleri yaparsa, ruhları almakla görevli meleğin aynı anda binler ruhu alması daha kolay olur.
 

Saat

Forum Görünümü

Konular
55.413
Mesajlar
136.122
Toplam kullanıcı
6.098
Son üye
oxenon.com
Geri
Üst